Ordu Haberleri, Ordu Son Dakika Haberleri, Son Dakika Haberleri

Parsak: Kısır tartışmalar bitecek

/Ezgi Aşık

Yeni Anayasa komisyon çalışmalarının MHP temsilcisi MHP Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak, Cumhurbaşkanlığı Sistemi, Türk siyasetinin tarihi tecrübelerini, özellikle son dönemde ortaya çıkan kendine özgü ihtiyaçları olduğu belirterek, sistemin kısır siyasi tartışmaları ve güvensizliği ortadan kaldıracağını açıkladı.

İşte MHP Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın ’ye özel yaptığı açıklamalar

“HÜKÜMET SİSTEMİNDE BİR NETLEŞTİRİLME SAĞLANACAK”

-Yeni anayasa değişme sürecinin başından beri MHP kanadında aktif rol aldınız. Bu yeni süreçte size göre ne değişecek? Bu sürece nasıl gelindi?

“Yeni anayasa değişme süreci” isabetli bir yaklaşım değil, üzerinde çalıştığımız konu “yeni bir Anayasa hazırlanması” değil, mevcut anayasamızdaki “hükümet sistemi”nin netleştirilmesidir.

Bu “netleştirme” ihtiyacının gerekçeleri 1982’de, 1991’de, 2007’de, 2013 ve 2014’te gizlidir. 

1982’den başlayalım, 12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren’in, oluşturulan yeni sistemde Cumhurbaşkanı olmayı tercih etmesi, diğer yandan darbe öncesi yaşananlar sebebiyle siyasete olan güvenin zayıflaması ve buna bağlı olarak Danışma Meclisi’nde ”güçlü, etkili ve yetkili bir Cumhurbaşkanı” isteğinin artması nedenleriyle Cumhurbaşkanına çok geniş yetkilerin tanındığı ancak bu yetkilere rağmen Cumhurbaşkanı için neredeyse hiç sorumluluk öngörmeyen bir Anayasa olarak ortaya çıkmıştır. 

Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu için gereken 3/4 gibi çok yüksek nisap bulunabilse bile “vatana ihanet” suçunun düzenlendiği “Hıyanet-i Vataniye Kanunu”nun kaldırıldığı 12.04.1991 tarihinden itibaren, Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğunun “suç tipi” bakımından ortadan kalktığı ve böylece Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğunun imkânsız hale geldiği birçok çevre tarafından uzun zamandır ifade ediliyor.

1982 Anayasasındaki bu “güç” dengesizliği, 2007 yılında yaşanan Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ile birlikte zirveye çıktı. Hatırlayacağınız gibi, Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun 26 Aralık 2006’da gazetede yayımlanan bir makalesi ile başlatılan süreç, CHP’nin başvurusu ve Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile birlikte adeta bir “hukuk garabeti”ne dönüştü. Bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti, “Cumhuriyet Mitingleri”, “24 Nisan e-muhtırası”, “dindar Cumhurbaşkanı” gibi çok kritik tartışmalara sahne oldu.

“TÜRKİYE 6 AY BOYUNCA CUMHURBAŞKANINI SEÇEMEDİ”

Sonuç olarak bu kriz, Milliyetçi Hareket Partisi’nin, Türk Milleti’nin iradesini esas alan yaklaşımıyla geçici de olsa çözüldü. Burada önemli bir hususun altını çizmekte yarar görüyorum. Dünyadaki her sistemde, “Devlet”in başının seçimi çok önemli ve kritik bir süreçtir. Bu konuda yaşanabilecek krizlerin etkileri yıllar sonra bile hissedilir ve çözülmezse ülke için potansiyel bir tehdit oluşturur. Nitekim 12 Eylül darbesine gerekçe olarak gösterilen olaylardan birisinin de, TBMM ve Cumhuriyet Senatosu’nun 22 Mart-11 Eylül 1980 tarihleri arasında 6 ay boyunca devam eden ve toplamda 124 tur süren oylamalar sonucunda Cumhurbaşkanını seçememesi olduğunu da unutmamak gerekiyor. 

“2007 YILINDA YAŞANAN ‘367 KRİZİ’”

2007 yılında yaşanan “367 krizi” nedeniyle “Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından doğrudan seçilmesi” fikri ortaya atıldı ve 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan Anayasa Referandumu ile “Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesi ve görev süresinin 5 yıllık iki dönemle sınırlandırılması” kabul edildi. Böylelikle “yetki-sorumluluk” açısından sorunlu olan Cumhurbaşkanlığı Makamı, bir de “meşruiyet” açısından orantısız bir şekilde güçlenmiş oldu.

2013 yılında başlayan 24. Dönem Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmaları ise bu belirsizliklerin, “sistem tartışması” düzeyinde yaşandığı bir alan oldu. Burada sadece “hükümet sistemi” değil, Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemez nitelikteki ilk 4 maddesi, bu ilk 4 maddeye hakim olan “Milli Devlet” ve “Üniter Devlet” kavramları, bu kavramların Anayasamızdaki yansımaları olan “eğitim dilinin Türkçe olması”, “Türk vatandaşlığı tanımı” ve “yerel özerklik ve federasyon” gibi hususlar en vahim haliyle tartışma konusu edilmiş ancak MHP’nin kararlı duruşu sonucunda bu tartışmalar amacına ulaşamamıştır.

Anayasamızdaki meşruiyet karmaşası, 2014 yılında doğrudan halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçildiği günden itibaren ortaya koyduğu siyasi tutum ve davranışları ile “fiili durum” ve “hükümet sistemi” tartışmalarını daha ileri boyutlara taşımış, MHP ve Lideri Sayın Devlet Bahçeli her zaman olduğu gibi bu konuda da haklı çıkmıştır. Diğer yandan 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden sonra özellikle de hükümet sisteminin netleştirilmesi acil bir hal almıştır.

“KISIR TARTIŞMALAR BİTECEK VE MİLLİ UZLAŞI HÂKİM OLACAK”

Cumhurbaşkanlığı Sistemi, Türk siyasetinin tarihi tecrübelerini, özellikle son dönemde ortaya çıkan kendine özgü ihtiyaçlarını ve potansiyel tehditlerini nazara alarak, farklı hükümet sistemlerinin muhtelif unsurlarını bir araya getiren, “Türk Devleti’ne has oluşturulmuş, özgün ve demokratik bir hükümet sistemi modelidir. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin, kısır siyasi tartışmaları ve siyasetteki güvensizliği ortadan kaldırarak “milli uzlaşı” kültürünü hâkim kılacağını düşünüyoruz.

Yeni sistem hakkındaki iddialar üzerinden soru cevap şekilde gidersek;

-Yargı/yasama/yürütme erkler nasıl şekillenecek?

-82 Anayasasının mevcut durumuna baktığımızda “yasama”, “yürütme” ve “yargı” erklerinin iç içe olduğunu ve neredeyse hiçbir sorumluluğu bulunmayan tek bir kişi tarafından kontrol edilebildiğini görüyoruz. Diğer yandan FETÖ’nün kıskacına düşen bir “yargı” erkini görüyoruz. Bunlar bugüne kadar yapılan çok kritik hatalardır. Ancak MHP, “bu hataları biz yapmadık” diyerek kenara çekilmek yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için inisiyatif alarak harekete geçti.

“SİSTEMİ REJİM DEĞİŞİKLİĞİYMİŞ GİBİ GÖSTERMEYE ÇABALAYAN ÇEVRELER VAR”

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni, “rejim değişikliği”ymiş gibi göstermeye çabalayan çevreler var. Anayasa değişikliği teklifinde, Anayasanın ilk 4 maddesindeki ruha aykırı bazı düzenlemeler olduğu, bu düzenlemelerin Türkiye Cumhuriyeti’ni özerklik veya federasyon gibi noktalara sürükleyeceği iddia ediliyor. İşin garip tarafı tüm bu iddialar, 2013 yılında yapılan Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmaları sırasında Anayasanın ilk 4 maddesinin değiştirilmesini teklif eden, “özerklik” ve “federasyon” taleplerini makul karşılayan çevrelerce dile getiriliyor. Bunların gerçekle uzaktan yakından ilgisi yok. 

“HER ŞEYE TÜRK MİLLETİ KARAR VEREBİLECEK”

Burada önemli olan, “her şeye Türk Milleti’nin karar verebileceği” bir hükümet sisteminin oluşturulmasıdır. “Millet yargı işini bilmez, yasamayı bilmez, rejimi koruyamaz” gibi yaklaşımlar, tarihin her dönemine damgasını vuran Yüce Türk Milleti’ni aşağılamaktır. Anayasa değişikliği teklifi ile bu durum sona erdiriliyor, bazı çevrelerin rahatsızlığı da buradan ileri geliyor. Haksız ve mesnetsiz eleştirilerin de temelinde bu çevrelerin tasfiye olma kaygısı yatıyor.
 
“KAMUOYUNDA ÇOK BÜYÜK BİR BİLGİ KİRLİLİĞİ VAR”

-Yeni sistemde Cumhurbaşkanın yetkileri neler olacak? 

Mevcut durumda 1982 Anayasasının en uzun ve kapsamlı maddesi, “Cumhurbaşkanının Görev ve Yetkileri”ni düzenleyen 104. maddesidir. Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanının mevcut yetkileri ile “hükümet” üzerindeki “yürütme” yetkileri birleştiriliyor. 

Kamuoyunda Cumhurbaşkanının yeni yetkileri ile ilgili özellikle de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile ilgili olarak çok büyük bir bilgi kirliliği var. “Cumhurbaşkanı, ülkeyi kararnameler ile yönetecek, bunu sınırlayacak hiçbir müessese kalmıyor” gibi mesnetsiz iddialar dolaşıyor. 

1982 Anayasasının mevcut halinde “kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi”, “Bakanlar Kurulu”na verilmiş durumda ve değişiklikle birlikte “yürütme”ye ilişkin diğer yetkiler gibi bu yetki de Cumhurbaşkanı’na devredilecek ancak burada çok önemli sınırlar çizilmiş durumdadır.

CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMELERİNİN KANUN HÜKMÜNDE OLMAMASI..

Bunlardan en önemlisi Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin kanun hükmünde olmaması…  Diğer yandan kişisel hak ve hürriyetler ile ilgili, kanunlarla düzenlenmiş konularda ya da Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülmüş konularla ilgili de Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamıyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile aynı konuda kanun çıkarıldığında, kararname otomatik olarak hükümsüz kalıyor. Bu sınırlar dâhilinde çıkarılacak Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ise her durumda Anayasa Mahkemesi’nin yargısal denetimine tabi olacak.  

CUMHURBAŞKANI’NIN SEÇİMLERİ YENİLEME YETKİSİ..

Büyük tartışmalara neden olan bir başka yetki ise Cumhurbaşkanı’nın seçimleri yenileme yetkisi…  Mevcut Anayasamızda Cumhurbaşkanı’nın böyle bir yetkisi belirli şartlara bağlı olarak zaten var. Değişiklik ile biz bu yetkiyi Meclise de tanıyoruz. Meclis de aynı yetkiye sahip olacak. Gerek Cumhurbaşkanı gerekse TBMM bu yetkiyi kullandığında Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin birlikte yenilenecek. “Giyotin formülü” olarak da ifade edilen bu yöntem ile yasama ve yürütme arasında oluşabilecek muhtemel bir krizde bunlardan herhangi birisi seçimlerin yenilenmesine karar verdiğinde kendi varlığına da son vermiş oluyor. Böylelikle de tarafların keyfi davranma şansı kalmıyor.

“SORUMLULUKLARI OLAN BİR CUMHURBAŞKANI ORTAYA ÇIKACAK”

Sonuç olarak anayasa değişikliği ile birlikte “yetki”lerinin sınırları net olarak belirlenmiş ve “yetki”leri ölçüsünde “sorumluluk”ları da olan bir Cumhurbaşkanı ortaya çıkacak.

“MECLİS GÜÇLENDİRİLİYOR”

-Meclisin durumu ne olacak? Denetimi nasıl olacak?

Sistemin mevcut halinde, Meclis’in yasamanın, hükümeti yürütmeyi denetlemesi için yazılı soru, Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması yöntemleri var. Hükümet sistemi değişikliği nedeniyle “gensoru”nun kaldırılması kaçınılmaz ancak Meclisin diğer tüm denetim yolları muhafaza ediliyor hatta güçlendiriliyor. Mesela değişiklik geçerse anayasamızda “yazılı soruya 15 gün içinde cevap verilmesi” gerekliliği emredici bir hüküm yer alacak.

“MİLLİYETÇİ-ÜLKÜCÜ HAREKET, DESTEK VERMEK BİR YANA BUNUN ÖNCÜSÜ OLUR”

-Bir hukukçu olarak, Türkiye’de sivil bir anayasaya ihtiyaç var mı? Yeniden topyekûn bir sivil anayasa yapma sürecinde destek olur musunuz? 

Milliyetçi-Ülkücü Hareket, 12 Eylül darbesinden en fazla zarar gören toplumsal yapıdır. Diğer yandan bir Türk Milliyetçisinin, kaynağını doğrudan Türk Milleti’nden alan bir Anayasaya destek vermemesi düşünülemez. Bu gerekçelerle Milliyetçi-Ülkücü Hareket, Türk Milleti’nin hassasiyetlerini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin devleti ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü esas alan yeni bir “Anayasanın yenilenmesi” çalışmasına destek vermek bir yana bunun öncüsü olur.

Nitekim uzun yıllardır parti programımızda, seçim beyannamelerimizde ve parti yetkililerimizin konuya ilişkin tutumumuzu yansıtan beyanlarında da bu hususa istikrarlı bir şekilde vurgu yapılmaktadır. Özellikle 2011 yılından bu yana gerçekleşen tüm Anayasa çalışmalarında bu yönde takındığımız tutum da Meclis kayıtlarında sabit olduğu gibi milletimizin vicdanında da bu yönde yer etmiştir. 
 

Bir önceki yazımız olan 15 Temmuz şehidinin ortaya çıkan röportajı başlıklı makalemizde 15 temmuz darbe girişimi, 28 şubat süreci ve RÖPORTAJ Haberleri hakkında bilgiler verilmektedir.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir