Ordu Haberleri, Ordu Son Dakika Haberleri, Son Dakika Haberleri

15 Temmuz şehidinin ortaya çıkan röportajı

Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan 28 Şubat döneminde idama mahkum edilen, 8 buçuk yıl ceza evinde yaşamasına rağmen şanlı direnişinden taviz vermeyen ve bu direnişini FETÖ terör örgütünün 15 Temmuz’daki darbe girişimi sırasında da devam ettiren Halil Kantarcı’nın şehit olmadan 4 yıl önce gazeteci Zeynep Tuna’ya verdiği röportaj yayınlandı.

Ülkesi için kendini feda eden, önce 28 Şubat’ta, sonra da 15 Temmuz’da cuntacıların karşısında dik duran Halil Kantarcı, 28 Şubat döneminde yaşadıklarını anlattı.

İşte Kantarcı’nın 4 yıl sonra yayınlanan röportajı…

Bize kendinizden ve yaşadığınız çevreden  bahseder misiniz?

1995 yılında Refah Partisi ile tanıştım. Orada milli gençlik vakfında görev aldım. Seçim zamanıydı,o dönemde oldukça aktif idik, Müslüman gençlerdik,15 yaşındaydım. Biraz sivrildik galiba o dönem. Ayasofya’da bir dans eylemi vardı. Bizim kırılma noktası orası idi, biz o dansa izin vermemeye niyetlendik ve MGV’dan bir grup genç gittik, biz o kapıda dururuz onları içeri almayız dedik. Yabancı bir grup gelip müstehcen bir dans gösterisi sergileyeceklerdi Caminin içinde.orada bizden başka gelenler oldu, nihayetinde biz o dansı yaptırmadık fakat orada da gözaltına alındık. Ve Ayasofya için hapis cezası Türkiye’de ilk ve tektir Bünyamin Eser isimli bir arkadaşımız dansı protestodan dolayı 2 sene hapis cezası aldı, gündeme de gelmedi. işte o dönem mimlendik fişlendik vs. zaten ondan sonra sürekli takip edildik.ama Allah bize o cesareti verdi biz bunu kendimizden bilmiyoruz bu Allah’ın bir rahmeti lütfuydu. biz bundan yılmadık o dönemde seçim çalışmaları için gayret gösterdik. Afişler astık geceleri onların başında nöbetler tuttuk indirmesinler diye.

İBDA fikriyatından haberdar mıydınız?

İBDA fikriyatını tanıyor muydum az çok tanıyordum aşinalığım vardı… 90’lı yıllarda İBDA ciddi mücadele sürdürüyorlardı o dönemlerde taraf isimli bir dergi vardı çok keskin hatlarla İslam’ı savunan ve zerre taviz vermeyen bir dergi vardı. O derginin etrafında insanlar vardı tabi biz onları tanımıyorduk dergiyi temin ediyorduk birkaç sayısını okuma fırsatım olmuştu o zaman Akıncı Yol diye bir dergi vardı onun birkaç sayısını okuma fırsatım olmuştu. Ve nihayetinde Salih Mirzabeyoğlu’nun kökler isimli kitabını okudum ve aradığım bu dedim büyülendim. Zaten o dönemde İBDA bir efsaneydi. O dönemlerde fikri açıdan aradığımızı İBDA’da bulduk…

Göz altına alınma süreciniz nasıl gelişti?

14 aralıktı Tayyib Erdoğan’ın Kâğıthane’de mitingi vardı.bizde Refah partisinden ötürü mitingle ilgiliydik vs. Mitingden sonra akşam eve geldiğimde ağabeyimi götürmüşler. Ve benim ifadeye gelmemi söylemişler..sonra vatan caddesindeki emniyet müdürlüğüne gittik (terörle mücadeleymiş orası bilmiyorduk) epey de kalabalık gitmiştik ne oluyor diye bize emniyetin kapısında resmen operasyon yaptılar..beni karga tulumba aldılar..sonra bizi sorguya aldılar ve 10 gün işkence faslı…4 güne yakın uyutmadılar gözlerim bağlı ellerim kollarım bağlı uyumak istediğiniz zaman yüzümüze sigara tutarlardı… bünyemde zayıf 15 yaşındayım..anlatmak istemediğimiz insanların bildiği işkence fasıllarından sonra belli evraklar imzalatıldı bize …sadece biz de alınmadık bulunduğumuz semtte 60- 70’e yakın kişi alındı ve ibreti alem için onların içlerinden yaşı en küçük olanlar seçildi onlar 5 kişi idi onlardan biri de bendim ve biz tutuklandı..

Hukuki süreç nasıl gelişti?

Hukuk diye bir şey yoktu zaten yargılama diye bir şey hiç yapılmadı yani biz hiç yargılanmadık benim davama bakan hakim eminim ki dosyamdan bir haberdi çünkü bize doğru düzgün soru sorulmadı.polis o kadar rahattı ki o dönem de çünkü herhangi bir delil gerekmiyordu istiklal mahkemelerinde yargılandık biz. Yalandan bir yargılama yapıldı.97 şubat ayına kadar kadar rutin yargılandık sürekli mahkeme erteleniyordu..doğru düzgün bir yargılama yapılmadı bu süreçte .üzerimize atılan suç da çok basit normalde o suçları işlemiş olsak bile cezaevine girmemiz çok zor 2-3 ayda çıkardık. Meyhanelere kapatın dediğimiz kapatmadıkları için camlara taş atamaktan dolayı idam cezası aldık. 17 şubat dönemin 1. Ordu Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu DGM’yi ziyaret etti. O güne kadar bizim hakkımızda idam cezası istenmiyordu, o zamanlar öyle bir ceza şekli bile yoktu. Hâkim savcıdan mütalaa istedi. Savcı da hakkımızda idam istedi. Olaylar bir gün içinde gerçekleşti. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun talimatıyla oldu bütün olanlar. Tarihinde ilk kez 10 gün sonraya attı duruşma tarihi. 28  Şubat günü tam MGK toplantısı yapıldığı esnada davamız görülüyordu.  Ara verip kararı verecek hakimler sadece 1 dakika ara verdiler. Aradan sonra tam o zaman o güne kadar serbest olan basına yasak geldi. Kararı okumadan önce basın yasağı geldiği için basın mensuplarını dışarı çıkardılar. Mahkeme o gün bize idam kararı verdi. İddianame daha önceden hazırlanmıştı. Sorgusuz sualsiz bize idam kararı verildi. Sonra cezaevi süremiz devam etti birkaç kere sürgün edildik.

Noel baba operasyonu?

99 yılında artık zulüm hat safhaya çıkmıştı. Ve bizim direnişimiz de hat safhaya çıkmıştı yani ne kadar zulüm o kadar direniş. Sınırı onlar belirledi açıkcası. Fakat Allah bize hep yardım etti  biz Allah’ın izni ile hiç yenilmedik o süreçte.. yenen biz değildik hep Allah kazandı. mağlubiyet tatmadık ama  biz hiç zafer sarhoşluğuna da kapılmadık.

Buna hep şükrettik.defalarca operasyona maruz kaldık işte noel baba operasyonu da bunların en ciddi en şiddetlilerindendi. Arkadaşımızı gözlerimizin önünde şehit ettiler. Orada çok kan dökmek istediler biz pes etmedik 3 gün boyunca direndik  ağır yaralanalar oldu halen rahatsız olan arkadaşlarımız var.. sonucunda da ne kadar sıkıntı yaşasak da  o hücrelerden başımız dik çıktık. Zaten bu hal onları bitirdi.

Peki idam kararının düşmesi ve Tahliye süreciniz?

Biz idam aldıktan sonra her zamanki gibi  başımız dik  o idamı gülerek karşıladık.bu da 28 şubatçılara karşı bir darbeydi. Hiçbir şey yapmadığınız halde sadece müslüman olduğunuz için size idam cezası veriyorlar.  Yani bu dilenecek bir şey değildir . fakat başına geldiğinde de saadet  tacı gibi başında  taşımayı bilmelidir..Allah size böyle bir lütuf bahşetmiş. O şekilde cezaevine döndük aynı sevinci onlarla paylaştık .hayatımın en güzel günlerinden biriydi.. ve bizim motivasyonumuz daha da sağlamlaştı.daha sonra uzun yıllar yargılandık bozuldu yine yargılandık bozuldu usulden, esastan, anayasaya aykırılıktan bozuldu ceza… sonucunda davamız 4 kere bozuldu. bizi normal şartlarda yaşımız küçük olması sebebi ile idam cezası bile alsak  8 yıl dahi tutamazlardı biz  8,5 yıl yargılandık. Sonuç olarak AB uyum paketleri ile yeni yasalar çıktı. bize 18 yaşından küçük yakalananların çocuk mahkemelerinde yargılanması kararı çıkınca, ben ve iki arkadaşın davası bozuldu. Hakim “ben bu dosya ile sana ceza veremem, beraat vermem gerekir, DGM’nin idam verdiğine beraat de veremem” dedi ve bizi gönderdi.  Devrin bir nevi İstiklal Mahkemeleri olan DGM’den sonra o mahkemeler bize oyun gibi geldi. Biz artık bize verilebilecek en yüksek cezanın fazlasını yattığımızı söyledik. Artık bizi bırakmalı idi, suç işliyordu. Ve artık yapacak bir şey olmayınca bizi tahliye ettiler.  Ve benim şuan da sabıkam dahi yok.

Röportaj: Zeynep Tuna

Bir önceki yazımız olan Sistem Türk tarihinde bir sıçrama noktasıdır! başlıklı makalemizde Ak Parti, SİYASET Haberleri ve yeni anayasa hakkında bilgiler verilmektedir.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

alexa düşürme yöntemleri